ÇAKALLI (ÇEQELA) KÖYÜ

Çakalli Köyü, aşağı yukarı milattan sonra 1000 ile 1200 yılları arasında Fırat nehrine yakın Urfa Adıyaman Gaziantep üçgeninde kurulmuş keşfedilmemiş doğa harikaları ve doğa güzelliği ile çok şirin bir köydür.
Urfa iline bağli Çakallı Köyü’nün doğusunda Urfa’nın Bozova ilçesine bağlı Çika (Kirağli Köyü), kuzeyinde Gaziantep Araban’a bağlı Zağ (Fıstıklıdağ), batısında Halfeti Vehn (Sırataşlar), güneyinde Halfeti’ye bağlı Zaxpér (Gülaçan Köyü), güneybatısında Halfeti’ye bağlı Derto (Dergilli), Kuzey doğusunda Adıyaman’a bağlı Kızıl ve Suveren köyleri vardır.
Çakallı Türkiye’nin en çok mağaraları bulunan köyüdür (ama maalesef daha keşfedilmemiştir) ve bir doğa harıkasıdır.
Köyün geçimi başta tarım ve hayvancılık olmak üzere tabii Antep Fıstığı'dır.

Tarihi Hikayesi

Köyümüzün nüfusu aşağı yukarı 700 kişidir ve hemen hemen aynı kökten gelmektedir. Kısaca hikayesi şöyledir:
Zamanın birinde hangi bölgede yaşadıkları kesin belli olmayan sekiz erkek kardeş için bulundukları bölgede insanlara gaddar davranmalarından dolayı Padişah tarafından ölüm fermanı çıkarılmıştır. Ölüm fermanını uygulamak üzere bölgeye gönderilen askeri birliğin komutanı, gençlerin annelerinin yalvarıp yakarması (‘bu çocuklara biz hem annelik hem babalık ettik; saçımızı süpürge ettik; dişimizi tırnağımıza takarak yetiştirdik.’) demeleri üzerine komutan ‘Ben bunları bir şartla affederim. Ancak hepsini ayrı ayrı bölgelere sürgüne gönderirim ve canlarını bağışlarım’ der.

Birisini Adıyaman Kucak Köyü’ne
Birisini Adıyaman Çakallı Köyü’ne
Birisini Konya Cihanbeyli’ne
Birisini Konya Kulu’ya
Birisini Hatay Kırıkhan’a
Birisini Urfa Semkuli’ye
Biri şu anki köyümüz Urfa Halfeti Çakallı Köyü’ne
(Bir tanesinin ise nereye gönderildiği belli değildir), sürgüne gönderir.

Aslında bizim köye gelen yani kökümüz olan Rahim’den önce en eski yerlisi ‘Zülfoğlu’ (Lawé Zülfo) diye bir beydir. Zamanla bunun yanına El (Ali) diye her işle ilgilenen bir hizmetçi gelmiş. Zülfoğlu bakmış ki çok dürüst, çalışkan ve efendi bir adam. Onu kendi özel hizmetine almış. Bu El beye çok büyük hizmetlerde bulunmuş. Hatta günün birinde köye gelen devlet tahsildarı amansız bir hastalığa yakalanmış ve köyde kaldığı süre içerisinde çok büyük hizmetler görmüş. Sağlığına kavuştuğunda gideceği zaman tahsildar Züloğlu Beye ‘senden bir isteğim vardır’ demiş. O da hemen peşinen demiş: ‘Benden El’i isteme de ne istersen iste’ demiş. O da ‘El’den başka ne isteyebilirim ki?’ demiş. ‘Fakat herhangi bir gün El’i senin ziyaretine gönderebilirim’ diyerek tahsildarı yolcu etmiş.

Bahar gelmiş Lawé Zülfo yani Zülfoğlu El’e ‘atını hazırla, seni Istanbul’a tahsildar Mehmet beyin yanına ziyarete gönderiyorum’ demiş. El Mehmet beyin evine sora sora ulaşmış. Tahsildar Mehmet beyin hizmetçisi, Mehmet Bey’e El diye birisinin geldiğini bildirmiş. Bunun üzerine tahsildar Mehmet bey bulunduğu yerden ok gibi fırlayarak dışarıya çıkmış ve El’i bağırına basmış. O sıralar tahsildar Mehmet bey büyük bir baskına hazırlanmaktaymış. El bu baskına kendisini de götürmesi için Mehmet Beye ısrar etmiş. Mehmet bey de El’i kırmamış ve baskına onu da götürmüş. Baskında gösterdiği üstün başarıdan dolayı Mehmet Bey El’e Gazi ünvanını vermiş ve El Gazi (Ali Gazi) olmuş. El tahsildarın bütün kal ısrarlarına rağmen yine de köyü Çakallı’ya dönmek istemiş. Tahsildar Mehmet Bey verdiği hizmetler karşılığında El’e para ve mal teklif etmiş. El ise bunları red edererk; ‘Ben sadece BIZMEKAN ve XIRPIK’ın tapularını isterim’ demiş. Tahsildar da El’in bu isteğini yerine getirip onu köyüne göndermiş.

El’den gelen soy EVD--FEQAZ--MAM--EVD--SÉX diye devam etmiş. Ama SÉX’in züriyeti olmamış. Bundan dolayı El Gazi’nin soyu günümüze ulaşmamıştır. Tek kalan kızı EMÉ DÉWID, MESTÉ OSE ile evlenmiş, olan bir kızını da MESTÉ’nin oğluna yani OSE ile evlendirmiş. O yüzden BIZMEKAN ve XIRPIK MESTÉ OSE’ye kalmış.
Bu arada El Gazi’nin oğlu Evd Fırat’ta ikamet ediyormuş. Beraberinde Fırat’ta Silé Çopi, Silé miçe Mamuse, Silé meme Zağ’a göç etmişler. Köyün bazı yer isimleri de o zamandan kalmış. Örneğin: XIRAWE El Gazi’den gelmiş. Atatürk’ün eğitim hocası olan Zeki Paşa XIRAWEY XIRPIK’ta kalıyormuş. Uluçlardan yani şu anda Curnuşta oturan ve onlardan biri olan gazeteci yazar Hıncal Uluç da bizim köyün yerlisidir.

Atatürk şeyhzaderlerle birlikte hareket ettiği için hocası yani Çakallı köylü Zeki Paşa’yı katletmez Halep’e sürgüne gönderir. Zeki Paşa burada üzüntü ve kederden ayaklarını kaybeder ve sonra orada vefat eder.

Sekiz kardeşten Çakallı’ya gelen Rahim’in soy ağacı şöyledir:
ABURRAHMAN QULOÇ
HÜSE QULOÇ
MESTE QULOÇ
OSE QULOÇ

Tabi Rahim’in torunları olan şu andakı kabileler:
MALA MESTE
MALA MEME
MALA MISTAFIYA
MALA KADIRIYA
MALA EVDI ISMEL

Köydeki diğer kabileler:
MALA SEYDIYA
MALA MEÇİKE
MALA MEMI SEXI AXCE-KOSA
MALA XELI OSMÉN
MALA ACiNE

dir.